İçeriğe geç

Aylar: Aralık 2014

Kutudan çıkan sanatçı – Vivian Maier

Vivian Maier

Hiç yapmadığım bir şeyi yaparak bu gün size bir sinema filmi tanıtacağım. Beni derinden etkiledi. İnsana dedektiflik pompalayan bir film. Umarım vakit ayırıp izlersiniz.

1.85 boylarında, kalıplı, Fransız aksanı olan, hep vücut hatlarını kapatan bol kıyafetler ve asker botları giyen, kocaman şapkalar takan, çocuklarla çok iyi anlaşan bir kadın. Kendisi hakkında bilinenler neredeyse bununla sınırlı. Nereden geldiği, ailesi, önceden ne iş yaptığı bilinmiyor(du en azından çok ünlü olana kadar). Yıllarca yanında çalıştığı aileler, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Boynunda hep bir Rolleiflex asılıydı yukarıdaki fotoğraftaki gibi. Sürekli fotoğraf çekti.

Dün izlediğim Finding Vivian Maier isimli belgeselle tanıştım kendisiyle. Dünya da aslında yeni yeni tanıyor onu. Hayattayken en çok yaptığı şey kimliğini gizlemekti. Adını soranlara “Bayan Hiç Kimse” diyordu. Ta ki ölümünden sonra biri onu keşfedene kadar!

Her şey ölümünden iki sene önce yani 2007’de John Maloof isimli bir gencin tesadüfen bir müzayedede bir kutu dolusu negatife 400 dolar ödemesiyle başladı. Amatör olarak tarihle ilgilenen gencin bir kutu negatifi alırken düşündüğü şey kutuda eski Chicago fotoğraflarının var olabileceği ve bunları çalışmalarında kullanabileceğiydi. Negatiflerle birlikte çok büyük bir sanatçıyı da “satın aldığını” bilmiyordu! Vivian Maier’e ait kiralık bir deponun biriken borçlarına karşılık, çok sayıda eşyasıyla birlikte binlerce negatif açık attırma ile satışa çıkmıştı. John Maloof internette “Vivian Maier” hakkında tek bir satır bile bulamadı. Bir yandan da aldığı negatifleri incelemeye başlayan genç, bunlarla ne yapacağını bilemiyordu. Fotoğraflar çok güzeldi. Flickr’a koymaya karar verdi. İnanılmaz bir olumlu geri dönüş alınca Vivian Maier’ı tekrar araştırdı ve karşına üç gün önce verilen ölüm ilanı çıktı.

İnternetten reklamsız ve kaliteli film/dizi izlemek – Popcorn Time

Yıllardır en büyük sorunumuz bu herhalde. Bir zamanlar bana en çok gelen soru “film ve dizileri nereden izliyorsun?”du. Pek çoğunuz gibi benim de izlediğim ilk yabancı dizi Lost’tu. Sanırım 2007 senesiydi başladığımda. Ta o zamandan beri dizileri ve filmleri hep torrentten indirerek izledim. Site önerisi isteyenlerden bi yerde gına geldiği için torrent nedir nasıl kullanılır isimli bir blog yazısı bile yazdım!

Giderek seyrekleşse de hâlâ gelen bir soru. Seyrekleşmesinin en büyük sebebi istenmeyen ot gibi her yerde çıkan film/dizi izleme siteleri. “FULL HD HEMEN İZLE! HEMEN HD İZLE! TAKILMADAN FULL HD İZLE” gibi aynı cümlenin kelimelerini, olabilecek bütün olasılıklarla yanyana dizerek yapılan SEO çalışmalarıyla Google’da az daha yukarda olma peşindeler. En ünlülerinden biri olan DiziMag’in kapanmasının üzerinden tam bir sene geçmiş.

Bu abidik gubidik siteler artık akıllandılar ve videolarını vkontakte gibi sitelere upload ederek hem bir şekilde yasal olarak sorumluluk almıyorlar hem de gördüğüm kadarıyla hız ve kalite açısından epey daha verimli bir iş yapıyorlar. Tabii bu kadar kaliteli videolarla altyazıları nerede gömüp de nereden upload ediyorlar akıl sır ermiyor! Bide aynı gün yapıyor keratalar! On dakikalık HD videoyu YouTube’a yüklemek için 2 saat beklediğimi bilirim! Neyse…

Ben bunu sonra okurum sorunsalı – Pocket

İnternette neredeyse her sene, 2001 yılına kadarki insanlık tarihinin oluşturduğu yazılı içerik kadar yeni içerik üretiliyor.¹² Haliyle bir yerlerde tam da sizi ilgilendiren bir yazı yayınlanıyor ama ya size ulaşamıyor ya da sizin vaktiniz olmadığı için okunmadan internetin çöplüğüne yuvarlanıyor.

İnternette bir şeyler okumak en büyük zevklerimden biridir yıllardır. Ne kadar saçma sapan, çer-çöp varsa okurum. Her gün köşe yazısı okumak zaten birinci emir! Ve fakat bazen insan “şunu da sonra okuyayım” diyebiliyor. Eskiden bunu bookmarklarla (Türkçe’ye “sık kullanılanlar olarak çevrildi ama bence hiç güzel bir karşılık değil. Ben bookmark demeye devam edeceğim) çözerdik. Daha sonra okumak istediğimiz yazıyı bookmark olarak kaydeder, zamanı geldiğinde açar okurduk.

Her şey daha sık mobil olmamızla değişti! Otobüste, metroda, cafede birini beklerken etrafa bakmak yerine telefonlarımıza/tabletlerimize bakma alışkanlığımız geliştiğinden beri bookmarklar pek de işe yaramamaya başladı. İki sebebi vardı bunun: 1- Bilgisayarda kaydettiğiniz bookmarklara diğer cihazlardan erişmek ilk zamanlarda mümkün değildi. Sonradan bookmark senkronizasyonu geldi fakat kaç kişi doğru dürüst kullanıyor tartışılır. 2- Bookmarklarınız bir noktadan sonra çorba oluyor, okumak istediğiniz şeyi bulmak için cebelleşiyordunuz.

İşte çözüm: Pocket! Önceden adı Read It Later’dı. Adından ne işe yaradığını anlamak çok kolaydı fakat “kısa isim her zaman kazanır” kanunu burada da işledi ve ismi Pocket olarak değişti.