İçeriğe geç

Aylar: Mayıs 2013

Halkın gözünden Taksim, 3. köprü ve diğerleri

Son yıllarda normal bir ülkede olsa büyük isyanlar, başkaldırılar çıkması gereken olaylara tanık oluyoruz. Siz ortada büyük isyanlar, başkaldırılar gördünüz mü? Ben de…

Adına ister “iktidar zehirlenmesi” deyin, ister dikta rejiminin ayak sesleri… Bir şeyler oluyor. Bir şeyler dayatılmak isteniyor. Da nerede oluyor? Olanı kim görüyor? Kim farkında? Klasik bir “bu cahil halkla hiçbir şey olmaz!” değil benimkisi, sadece olay yeri tespiti…

Bir buçuk sene önce Uludere’de 35 insan öldü. Olay saatler boyunca gizlendi. Gece yatmaya hazırlanırken Twitter’a göz atmamış olsam benim de olaydan herkes gibi ertesi gün öğlen saatlerinde haberim olacaktı. Önce Ferhan Şensoy stili bir “pardon” geldi. Merak etmeyin üzerine gideceğiz denildi. Üstüne gidildi. Konu mecliste araştırıldı. Görüntüleri izleyenlerin bir kısmı, ölenlerin kaçakçı olduğunun çok belli olduğunu ve bunun açıkça bir katliam olduğunu söyledi. Sonuç? Sıfır.

Reyhanlı’da iki tane bomba patladı. 52 kişi öldü. Suçlu 5 saat içinde açıklandı: hain Esad! Sonra cesur bir askerin ve Redhack’in sayesinde öğrendik ki olay “5 dakkaya oradayım kapıyı aç” demiş ama nasıl olduysa kimse önleyememiş. Sonuç? Sıfır.

Ülkenin beşte birinin yaşadığı bir şehrin, en merkezi yerindeki yeşilin yıkılıp, yerine AVM/Rezidans yapılması planlanan projenin önce uzmanların aldığı kararla iptali, ardından ülkenin başındaki adamın iptali tanımadığını(!) belirterek projeyi ters yönden kimse görmeden geçirmesinden aylar sonra, her ne hikmetse çalışmalar gece saat 3’te başladı.

EkşiSözlük ve Twtitter sayesinde haberdar olanlar apar topar olay yerine gitti. Zar zor çalışmaları durdurdular. Apar topar çadırlar kuruldu, pankartlar hazırlandı, sloganlar atıldı, ünlüler olay yerine akın akın aktı. Ateşli konuşmalar, şenliklerde görmeye alıştığımız manzaralar yaşandı. Sonra dün gece, şarkıda da dediği gibi çevik kuvvet “bir gece ansızın” geldi. Çadırları kuruldukları gibi apar topar kaldırıp, milli silahımız haline gelen biber gazıyla “marjinal”leri dağıttı. Bu olayın sonucu şimdilik belli değil ama ben size söyleyeyim: Sıfır.

Bu arada tam da burada büyük bir parantez açıp, yaşadığım şehir Ankara’da aynen İstanbul’da yapılmak istenen şeyin aylardır Atatürk Orman Çiftliği’nde yapıldığını, yüzlerce ağacın katledilerek; başkan, olmadı yarı başkan, o da olmadı partili Cumhurbaşkanı için hazırlanan devasa bina için yapıldığını ve binanın şimdiden kilometrelerce öteden seçilebilir bir halde olduğunu belirtmek isterim. Sanırım ana akım medya İstanbul’da olduğundan haberleri yok! Kapa parantez.

Hani şu üst paragrafta geçen, ülkenin beşte birinin yaşadığı şehir var ya? Hah işte oraya dünyanın en geniş ve en uzun asma köprüsü olacak olan yapının dün temeli atıldı. Öğrendik ki ismi “ortaklaşa bir kararla” Yavuz Sultan Selim köprüsü olacak. Hani şu zamanında Alevi toplulukları kılıçtan geçiren Sultan Selim. Tepki: sıfır.

Not tutma alışkanlığım ve Evernote

evernote

“Her şey dijitalize olmadan önce insanlar notlarını kalem-kağıtla alırdı.” Sanırım bu cümleyi çocuklara söyleyeceğimiz günler çok yakın. Artık her şeyin dijital hale gelmesiyle birlikte not tutma alışkanlıklarımız da değişiyor… Fiziksel engellerimden dolayı şu yaşıma kadar not ya da günlük tutan biri değilim. Ya da değildim!

Geçen sene Eylül ayıydı sanırım, aslında önceden bildiğim fakat “amaaaaaaan ben neyin notunu tutacam ki” deyip pek ciddiye almadığım Evernote‘u bilgisayarıma kurmamla hayatım değişti! Bir anda deli gibi not tutmaya başladım. Aslında buna tam da not tutmak denemez çünkü birazdan da anlatacağım gibi sadece kendi notlarınızı saklamıyorsunuz, herhangi bir sitede gördüğünüz herhangi bir yazıyı ya da görüntüyü de kendi not defterinize kaydetme şansınız oluyor.

Pamuk eller cebe: Kaçak yazılım ve oyunlar bitiyor!

korsan-yazilim

Şu anda bu yazıyı okuduğunuz bilgisayarda Windows işletim sistemini kullanıyorsanız tahminimce %60 ihtimalle kaçak bir Windows kullanıyorsunuz. Yine tahminlerime göre eğer bilgisayarınızda Microsoft Office yüklü ise %90 ihtimalle o da kaçak! Siteme gelen ziyaretçi istatistiklerine göre %60’ınız Windows 7 işletim sistemi kullanıyor. Kaçınız Windows 7’nin şu anda 260 TL civarında bir satış fiyatının olduğunu biliyor? Belki az önce kapadığınız Microsoft Word’ün de içinde olduğu Microsoft Office paketinin (2010 olduğunu varsayıyorum) 140 TL civarında bir ederi olduğunu kaçınız biliyor?

Kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasından beri öyle ya da böyle herkes kaçak yazılım kullandı. Hatta çoğumuz kullandığımız yazılımın kaçak olduğunu bile bilmiyorduk. Biraz da kaçak yazılım kullanmak zorundaydık çünkü fahiş fiyatlar karşısında elimiz mahkumdu. Bir de Türkiye’ye özel bir sorun vardı ki o da şu: Çoğu yazılım ülkemizde kutulu olarak satılmıyordu ve yakın zamana kadar ülkede “kimse” internet üzerinden alışveriş yapılabileceğine henüz kabullenmemişti. Kaçak yazılım kullanımı konusunda daha bir çok sosyolojik, ekonomik hatta psikolojik neden sayılabilir. Ama bu yazının konusu o değil. Konu artık o devrin tamamen bitmesi.