İçeriğe geç

Aylar: Nisan 2013

Müzik dinleme alışkanlıklarımız ve gelecek

Son 3-4 aydır kendimde ve pek çok insanda şunu fark ettim artık kendi arşivimizden müzik dinlemiyoruz. Belki buna karşı çıkıp “hayır ben dinliyorum, nah bu da winamp’ımın ekran görüntüsü” diyebilirsiniz. Fakat düşüncem o ki yakın zamanda offline müzik dinleme alışkanlığımız marjinalleşecek. Kendimden yola çıkarsam, eğer “şunu bi dinliyeyim ne zamandır dinlemiyorum” demediysem, yani önde iş yapıp arkada shuffle ın belini kıracaksam kendi arşivime hiç bulaşmıyorum artık. Ya bir internet radyosu açıyorum, ya da aslında bu yazımın da ana konusu olan müzik dinleme servislerine başvuruyorum. Size geçmişten gelen müzik dinleme alışkanlığımızın nasıl değiştiğini ve değişeceğini anlatacağım. Böyle “anlatacağım” deyince de çok komik durdu. Neyse başlayalım.

Azıcık tarih

Aslında Homoekonomikus olarak müzik dinleme alışkanlığımız sürekli ve biraz da hızlı bir şekilde bizimle birlikte evrim geçiriyor. Başta sadece canlı-anlık olarak yapılan, doğal ihtiyaçları ve seksi saymazsak dünyanın en fazla yapılan “eylemi” olan (hatta epeydir sekse tur bindirmiş önde gidiyor) müzik dinleme eylemi sürekli kendini şekilden şekile sokuyor. Önce ses, 1800’lerin sonunda kayıt edilebilir bir şey haline geliyor, daha sonra 1900’lerin henüz başında belkide dünyanın en büyük icatlarından biri olan radyo dalgaları ile ses aktarımı başlıyor. 20’lerde plak ve pikaplarla şahlanan müzik dinleme alışkanlığı, 50’lilerde hayatımıza giren (aslında 30’larda icat ediliyor fakat çok pahalı olduğu için epey bir süre sadece profesyoneller kullanıyor) bant kasetlerin icadıyla ceplere giriyor. Ceplere giriyor derken henüz Walkman fenomenine gelmedik! O kadar da hızlı değil.