İçeriğe geç

Kategori: Hayata Dair

Ben bunu sonra okurum sorunsalı – Pocket

İnternette neredeyse her sene, 2001 yılına kadarki insanlık tarihinin oluşturduğu yazılı içerik kadar yeni içerik üretiliyor.¹² Haliyle bir yerlerde tam da sizi ilgilendiren bir yazı yayınlanıyor ama ya size ulaşamıyor ya da sizin vaktiniz olmadığı için okunmadan internetin çöplüğüne yuvarlanıyor.

İnternette bir şeyler okumak en büyük zevklerimden biridir yıllardır. Ne kadar saçma sapan, çer-çöp varsa okurum. Her gün köşe yazısı okumak zaten birinci emir! Ve fakat bazen insan “şunu da sonra okuyayım” diyebiliyor. Eskiden bunu bookmarklarla (Türkçe’ye “sık kullanılanlar olarak çevrildi ama bence hiç güzel bir karşılık değil. Ben bookmark demeye devam edeceğim) çözerdik. Daha sonra okumak istediğimiz yazıyı bookmark olarak kaydeder, zamanı geldiğinde açar okurduk.

Her şey daha sık mobil olmamızla değişti! Otobüste, metroda, cafede birini beklerken etrafa bakmak yerine telefonlarımıza/tabletlerimize bakma alışkanlığımız geliştiğinden beri bookmarklar pek de işe yaramamaya başladı. İki sebebi vardı bunun: 1- Bilgisayarda kaydettiğiniz bookmarklara diğer cihazlardan erişmek ilk zamanlarda mümkün değildi. Sonradan bookmark senkronizasyonu geldi fakat kaç kişi doğru dürüst kullanıyor tartışılır. 2- Bookmarklarınız bir noktadan sonra çorba oluyor, okumak istediğiniz şeyi bulmak için cebelleşiyordunuz.

İşte çözüm: Pocket! Önceden adı Read It Later’dı. Adından ne işe yaradığını anlamak çok kolaydı fakat “kısa isim her zaman kazanır” kanunu burada da işledi ve ismi Pocket olarak değişti.

Bir evden taşınmak ne kadar zor olabilir ki?

50 senedir evli çiftler vardır. Evlilikten söz açıldığında birbirlerinin gözünün içine bakarak “gözümü açtım, eşim vardı yanımda” derler. 35 yıllık vosvosunun tozunu alan adamın gözleri sanki hiç ayrılmayacakmış gibi parlar. Eğer bir apartmanda 20 yılı devirmiş ve sonunda ayrılık vakti gelmişse zamansız, bir şeyler düğümlenir boğazınızda. Kolay kolay da gitmez öyle. Belli ki aylar, belki de yıllar boyu kalacaktır boğazınızda.

Bir evden taşınmak ne kadar zor olabilir ki? Sonuçta dört duvar. Hele de apartman dairesinin ne kadar önemi olabilir? Olurmuş. Ayrılık vakti gelince anladım. “Bu kadar duygusal olmaya ne gerek vardı şimdi?” diyenler için bolca devrik cümle ile anlatayım.

Antik metronuz hizmete açılmıştır!

Ankara’da yaşıyorsanız bilmemenize imkan yok. Çünkü “afiş pornosu” her yerde… Ama Ankara dışındaysanız belki bilmiyorsunuzdur; bugün Ankara’da bir metro açılışı var. Öyle bir açılış olacak ki açılan hattın isminden tutun açılış tarihine, yapım aşamasından tutun açan kişilere kadar türlü enteresanlıklar içeren bir fenomen gerçekleşecek. Böyle tarihi anlar çok sık yaşanmaz, “kayan yıldız”a iyi bakın!

Bilmem bilmeyeniniz var mı ama Türkiye’deki ilk metro hattı Ankara’da ulaşıma açılmış. 1992’de yapımına başlanan, Ankaray -ki Marmaray’ın da isim atasıdır kendisi- 1996’da tamamlanmış. Sonra “asıl metro” olarak adlandırılan M1 hattının yapımına 1993’te başlanmış, 1997’de bitmiş. Sonrası… Sonrası “Ankara metrosu için Ortaçağ’ın başlangıcı” olarak tanımlanabilir. Daha bugün kullandığım ve yazıma başladığım an itibariyle (11.02.2014) kullanıma açık olan metro, bu iki hattan ibaret. Yani 1997 yılından itibaren kullanıma açılan tek bir metre metro hattı yok!

Not tutma alışkanlığım ve Evernote

evernote

“Her şey dijitalize olmadan önce insanlar notlarını kalem-kağıtla alırdı.” Sanırım bu cümleyi çocuklara söyleyeceğimiz günler çok yakın. Artık her şeyin dijital hale gelmesiyle birlikte not tutma alışkanlıklarımız da değişiyor… Fiziksel engellerimden dolayı şu yaşıma kadar not ya da günlük tutan biri değilim. Ya da değildim!

Geçen sene Eylül ayıydı sanırım, aslında önceden bildiğim fakat “amaaaaaaan ben neyin notunu tutacam ki” deyip pek ciddiye almadığım Evernote‘u bilgisayarıma kurmamla hayatım değişti! Bir anda deli gibi not tutmaya başladım. Aslında buna tam da not tutmak denemez çünkü birazdan da anlatacağım gibi sadece kendi notlarınızı saklamıyorsunuz, herhangi bir sitede gördüğünüz herhangi bir yazıyı ya da görüntüyü de kendi not defterinize kaydetme şansınız oluyor.

Phorm ve Serdar Kuzuloğlu vakası

 

Konuya “Her şey uzayda bir bulut kümesiyle başladı” gibi bir giriş yapmayacağım. Yazının fazla uzamasını istemediğim için kısa kısa geçip (uzun uzun yazacaktım fakat kimsenin okuyacağını sanmıyorum) konunun özüne ve yazıyı yazma amacıma geleceğim.

 

Özetler:

  • Phorm adlı bir “reklam motoru” ya da “reklam sağlayıcısı” bir şirket var.
  • Çalışma mantığı şu şekilde: Sizin internet üzerinde hangi sitelere girdiğinizi, hangi kelimeleri arattığınızı analiz ederek, sizi ilgilendiren reklamları karşınıza çıkarıyor. (Örneğin siz 1 saat boyunca çeşitli sitelerde modem araştırması yaptınız. Daha sonra da bir haber sitesine girdiniz. Hop! Haber sitesindeki reklam alanında birden modem ilanı belirir!)
  • Bu şirket Temmuz ayında TTnet ile anlaşarak isteyen kullanıcılara (ki burada ciddi iddialar var) bu “hizmeti” gezinti.com adı altında vermeye başladı.
  • Bu şirketin geçmişi epeyce bir karanlık. Bir önceki maddede de belirttiğim gibi hali hazırda da hakkında hem etik açıdan hem de veri gizliliği açısından çok ciddi iddialar var.
  • Şirketin TTnet ile işbirliğine gitmesinden sonra bir çok kişi ve kuruluştan tepki aldı. Hatta halkı bilgilendirmek amacıyla en’Phorm’asyon.org kuruldu.
  • Sonra geçen gün (16 Ekim 2012) Serdar Kuzuloğlu Radikal gazetesinde Phorm hakkında (yazı gazeteye sığmadığı için blogunda) bir yazı kaleme aldı. Yazıda Phorm’un karanlık geçmişi, Türkiye’de şu anda nasıl çalıştığı gibi birçok konu başlığı altında ayrıntılı bilgiler var.
  • Yazının yayınlanmasıyla birlikte internet üzerinde neredeyse bir linç kampanyası başladı diyebilirim. İnteraktif sözlüklerden tutun, çeşitli bloglarda, Twitter’da, Fromspring’de, Facebook’ta birçok seviyesiz ve bana göre paranoyak bir bakış açısıyla Serdar Kuzuloğlu yerden yere vuruldu.