İçeriğe geç

Yazar: Utku Sakallıoğlu

Windows 10

windows10
Geçen sene 30 Eylül’de tanıtımı yapılan Windows 10, nihayet 29 Temmuz’da son kullanıcıya ulaşıyor. Microsoft geçmişe göre radikal sayılacak bir hamle yaparak Windows 7 ve Windows 8 sahiplerine, Windows 10’a bedava geçiş hakkı sağladı. Resmi bir açıklama olmasa da çok büyük ihtimalle Windows 10, Microsoft’un son işletim sistemi olacak. Artık sonraki işletim sistemleri MacOS’da, Android’de, iOS’da, hatta pek çok Linux dağıtımında olduğu gibi güncelleme şeklinde kurulu işletim sisteminin üzerine gelecek. Çok yaratıcı değil mi? Bence de…

Tatilde internet: TP-Link M5250 İncelemesi

Yaz gelince en büyük dertlerden biri de internet. Her ne kadar bir sene boyunca bu tatili beklemiş olsanız da insan evindeki biricik internetten uzakta olunca kendini yalnız hissediyor (bir internet bağımlısının konuşmasını dinlediniz). Özellikle bir aylık tatil için yazlıklara internet bağlatma (ya da bağlatamama mı demeliydim?) sorununa ya da ülkemizin bence en büyük sorunlarından biri olan “otel wifi”‘ı rezaletine çözümü bu cihazda bulabilirsiniz.

Kutudan çıkan sanatçı – Vivian Maier

Vivian Maier

Hiç yapmadığım bir şeyi yaparak bu gün size bir sinema filmi tanıtacağım. Beni derinden etkiledi. İnsana dedektiflik pompalayan bir film. Umarım vakit ayırıp izlersiniz.

1.85 boylarında, kalıplı, Fransız aksanı olan, hep vücut hatlarını kapatan bol kıyafetler ve asker botları giyen, kocaman şapkalar takan, çocuklarla çok iyi anlaşan bir kadın. Kendisi hakkında bilinenler neredeyse bununla sınırlı. Nereden geldiği, ailesi, önceden ne iş yaptığı bilinmiyor(du en azından çok ünlü olana kadar). Yıllarca yanında çalıştığı aileler, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Boynunda hep bir Rolleiflex asılıydı yukarıdaki fotoğraftaki gibi. Sürekli fotoğraf çekti.

Dün izlediğim Finding Vivian Maier isimli belgeselle tanıştım kendisiyle. Dünya da aslında yeni yeni tanıyor onu. Hayattayken en çok yaptığı şey kimliğini gizlemekti. Adını soranlara “Bayan Hiç Kimse” diyordu. Ta ki ölümünden sonra biri onu keşfedene kadar!

Her şey ölümünden iki sene önce yani 2007’de John Maloof isimli bir gencin tesadüfen bir müzayedede bir kutu dolusu negatife 400 dolar ödemesiyle başladı. Amatör olarak tarihle ilgilenen gencin bir kutu negatifi alırken düşündüğü şey kutuda eski Chicago fotoğraflarının var olabileceği ve bunları çalışmalarında kullanabileceğiydi. Negatiflerle birlikte çok büyük bir sanatçıyı da “satın aldığını” bilmiyordu! Vivian Maier’e ait kiralık bir deponun biriken borçlarına karşılık, çok sayıda eşyasıyla birlikte binlerce negatif açık attırma ile satışa çıkmıştı. John Maloof internette “Vivian Maier” hakkında tek bir satır bile bulamadı. Bir yandan da aldığı negatifleri incelemeye başlayan genç, bunlarla ne yapacağını bilemiyordu. Fotoğraflar çok güzeldi. Flickr’a koymaya karar verdi. İnanılmaz bir olumlu geri dönüş alınca Vivian Maier’ı tekrar araştırdı ve karşına üç gün önce verilen ölüm ilanı çıktı.

İnternetten reklamsız ve kaliteli film/dizi izlemek – Popcorn Time

Yıllardır en büyük sorunumuz bu herhalde. Bir zamanlar bana en çok gelen soru “film ve dizileri nereden izliyorsun?”du. Pek çoğunuz gibi benim de izlediğim ilk yabancı dizi Lost’tu. Sanırım 2007 senesiydi başladığımda. Ta o zamandan beri dizileri ve filmleri hep torrentten indirerek izledim. Site önerisi isteyenlerden bi yerde gına geldiği için torrent nedir nasıl kullanılır isimli bir blog yazısı bile yazdım!

Giderek seyrekleşse de hâlâ gelen bir soru. Seyrekleşmesinin en büyük sebebi istenmeyen ot gibi her yerde çıkan film/dizi izleme siteleri. “FULL HD HEMEN İZLE! HEMEN HD İZLE! TAKILMADAN FULL HD İZLE” gibi aynı cümlenin kelimelerini, olabilecek bütün olasılıklarla yanyana dizerek yapılan SEO çalışmalarıyla Google’da az daha yukarda olma peşindeler. En ünlülerinden biri olan DiziMag’in kapanmasının üzerinden tam bir sene geçmiş.

Bu abidik gubidik siteler artık akıllandılar ve videolarını vkontakte gibi sitelere upload ederek hem bir şekilde yasal olarak sorumluluk almıyorlar hem de gördüğüm kadarıyla hız ve kalite açısından epey daha verimli bir iş yapıyorlar. Tabii bu kadar kaliteli videolarla altyazıları nerede gömüp de nereden upload ediyorlar akıl sır ermiyor! Bide aynı gün yapıyor keratalar! On dakikalık HD videoyu YouTube’a yüklemek için 2 saat beklediğimi bilirim! Neyse…

Ben bunu sonra okurum sorunsalı – Pocket

İnternette neredeyse her sene, 2001 yılına kadarki insanlık tarihinin oluşturduğu yazılı içerik kadar yeni içerik üretiliyor.¹² Haliyle bir yerlerde tam da sizi ilgilendiren bir yazı yayınlanıyor ama ya size ulaşamıyor ya da sizin vaktiniz olmadığı için okunmadan internetin çöplüğüne yuvarlanıyor.

İnternette bir şeyler okumak en büyük zevklerimden biridir yıllardır. Ne kadar saçma sapan, çer-çöp varsa okurum. Her gün köşe yazısı okumak zaten birinci emir! Ve fakat bazen insan “şunu da sonra okuyayım” diyebiliyor. Eskiden bunu bookmarklarla (Türkçe’ye “sık kullanılanlar olarak çevrildi ama bence hiç güzel bir karşılık değil. Ben bookmark demeye devam edeceğim) çözerdik. Daha sonra okumak istediğimiz yazıyı bookmark olarak kaydeder, zamanı geldiğinde açar okurduk.

Her şey daha sık mobil olmamızla değişti! Otobüste, metroda, cafede birini beklerken etrafa bakmak yerine telefonlarımıza/tabletlerimize bakma alışkanlığımız geliştiğinden beri bookmarklar pek de işe yaramamaya başladı. İki sebebi vardı bunun: 1- Bilgisayarda kaydettiğiniz bookmarklara diğer cihazlardan erişmek ilk zamanlarda mümkün değildi. Sonradan bookmark senkronizasyonu geldi fakat kaç kişi doğru dürüst kullanıyor tartışılır. 2- Bookmarklarınız bir noktadan sonra çorba oluyor, okumak istediğiniz şeyi bulmak için cebelleşiyordunuz.

İşte çözüm: Pocket! Önceden adı Read It Later’dı. Adından ne işe yaradığını anlamak çok kolaydı fakat “kısa isim her zaman kazanır” kanunu burada da işledi ve ismi Pocket olarak değişti.

iPhone 6 izlenimlerim

Öncelikle bu Apple tanıtımlarıyla ilgili düşüncelerimi Serdar Kuzuloğlu şu yazıda çok iyi açıklamış onu bi okumanızı rica ediyorum. Yine her zamanki gibi bir şov izledik. Artık ezbere bildiğimiz gösteri replikleri aynen gerçekleşti. Bu sefer Jonathan Ive’ın gül cemalini göremedik ama sesiyle yine bizi dünyanın en büyük icadını yaptıklarına ikna etti. Aylar öncesinden sızan bilgilerin çoğu doğru çıktı. Bilgi sızdırmamaya çok dikkat eden Steve Jobs ne diyordur acaba. Kesin saç baş yolup, “ulan ben olsam bu kadar çok şey sızdıran Çin’lilerin alayını …” diye tükürüklerini saçıyordur.

Beni az çok tanıyanlar Apple düşmanı olduğumu bilirler. Düşman olmamın sebepleri çok uzun fakat özet geçmek gerekirse:

  1. Apple’ın insanları tek bir kalıba sokmasına tahammül edemiyorum.
  2. Türkiye fiyatları kabul edilemez şekilde pahalı!
  3. Apple’ın “her şeyin en iyisi bizde” söylemine ve burnu büyüklüğüne gıcığım.

E o zaman nasıl inceleyeceksin derseniz, bu görüşlerimi bir kenara bırakıp tamamen objektif ve sadece verilere bakarak değerlendirme yapacağıma and içerim! Ki zaten objektif değilsem, yanlışım varsa, yorum yaparak şerhinizi düşün, haddimi bildirin!

Neyse gelelim iPhone 6’ya. Madde madde gidelim.

En çok merak edileni en önce yazalım: iPhone 6, Türkiye’ye 26’sında gelecek. iPhone 6’nın fiyatı 2.349 TL, iPhone 6 Plus’ın fiyatı 2.649 TL (tabii bunlar 16GB’lık modeller)

Yeni özellikler:

  • Ekran büyümüş, çözünürlük artmış, kontrast oranı artmış,
  • NFC nihayet gelebilmiş, NFC ile birlikte telefonu kredi kartı şeklinde kullanma olayı gelmiş (Apple Pay).
  • Kamera üç aşağı beş yukarı iPhone 5S’le aynı. Sadece panorama modunu geliştirmişler.
  • A8 işlemci gelmiş. İçerisinde yeni M8 hareket işlemcisi var. Adım sayar falan fişman. Barometre gelmiş.
  • Video kaydederken yavaş çekim modu iPhone 5S’de 120fps idi, 240fps seçeneği gelmiş. Yani iki kat daha yavaş çekim yapabileceksiniz.
  • Wi-Fi’a ac standartı gelmiş hele şükür!
  • 4G üzerinden ses iletimini sağlayan VoLTE teknolojisi gelmiş. Anlatmak da anlamak da çok zor. Onu ben aşağıya bir yere yazarım çok merak edene.
  • Pil kullanımı sürelerinde hafif bir iyileştirme var ama umulanın çok gerisinde.
  • Yıllardır 16, 32, 64 GB olarak giden depolama alanı iPhone 6’da 16, 64, 128 GB olarak değiştirilmiş..

Şimdi gelelim kritik yapmaya…

Deniz

Hava nasıl sıcak! Bir o kadar da bunaltıcı! Fakat kulağında takılı beyaz kulaklıklardan bir adamın güçlü sesi çınlıyor: “Gece ve kar pencerelerde. / Bir şarkı söylüyorlar içerde!” Denizden gelen bir esinti adamın göğüs kıllarını oynatıyor. Şarkıda bahsi geçen kar, denizden gelen esintiyle birleşince tüyleri ürperdi adamın. Gözleri sıkıca kapalı. Kulaklıktan ses gelmese uyuyor sanırsın. Başının üstündeki çamın kokusu iniyor buram buram… Sakallarını kaşıyor delice. Yanındaki güneş gözlüklü kadın gazete okumakta. Saat kaç oldu acaba? Bir mi yoksa bir buçuk mu? Kulaklığındaki müzik kesilince dalga sesleri geliyor kulağına. Her şey ne güzel. Deniz, güneş, uyuklamak, yanındaki güneş gözlüklü gazete okuyan kadın…

Ve yeni şarkı! Bir kadın. “Küçük kadın, bu dünyanın sevgilisi / Küçük adam büyütmemiş henüz kendi içini”. Adam gözünü ışığa alıştırarak yavaşça açıp kadına baktı. Gerçekten de küçük bir kadın bu. Adam, kadının bacaklarına baktı. Tenindeki hafif bronzluğu fark etti. Sonra gözleri kendiliğinden kapandı. Sıcak… Başında ter damlacıkları… Denize girsem mi diye düşündü. Üşendi. Bir ayağını diğer ayağının üstüne koydu. Terini eliyle sildi. Bir anda gölge oldu. Ohh. Kim ki bu? Gözünü açtı yine yavaşça. Gördüğü tek şey kadının küçük kıçıydı. Kadın denize girmek için hazırlanıyordu. Adam kulaklıklarını çıkarttı, müziği durdurdu. Kadın hiçbir şey demeden adamın elinden tutup çekti kaldırdı. Bomboş, ufacık koyda sadece kadın ve adam vardı. Dalga sesi haricinde hiçbir ses işitilmiyordu…

***

Gece karanlığında adam tek başına gökyüzünü izlerken ezan sesi geliyordu uzaklardan. Saat 3 buçuk olmuştu. Elindeki birayı bir dikişte bitirip önündeki laptopın parlak ekranına gözünü alıştırmaya çalıştı. Tatilde olmaktan mutluydu fakat hala çalışıyor olmaktan daha da mutluydu. İşini seviyordu. Her şeyden tamamen uzaklaşarak bir tatil yapma fikri ona tamamen zıttı. Sevgilisine göre bu bir hastalıktı. Sürekli telefonuna gelen maillere bakması kadını deli ediyordu. O ise bunun işinin bir gereği olduğunu ve kadının fazla abarttığını söyleyip duruyordu her seferinde. Beyaz yakalı olmak bunu gerektirirdi çünkü. Tatil dediğin şey reklamlardaki gibi hamakta uyumakla yapılamıyordu artık. İster adına yenidünyanın hayat şartları deyin, ister kadının da dediği gibi “patronların tasmaları azıcık gevşeterek çalışanlarına yaşattığı tatil sanrısı”… Hayat buydu ve adamın yapacak hiçbir şeyi yoktu.

Bir evden taşınmak ne kadar zor olabilir ki?

50 senedir evli çiftler vardır. Evlilikten söz açıldığında birbirlerinin gözünün içine bakarak “gözümü açtım, eşim vardı yanımda” derler. 35 yıllık vosvosunun tozunu alan adamın gözleri sanki hiç ayrılmayacakmış gibi parlar. Eğer bir apartmanda 20 yılı devirmiş ve sonunda ayrılık vakti gelmişse zamansız, bir şeyler düğümlenir boğazınızda. Kolay kolay da gitmez öyle. Belli ki aylar, belki de yıllar boyu kalacaktır boğazınızda.

Bir evden taşınmak ne kadar zor olabilir ki? Sonuçta dört duvar. Hele de apartman dairesinin ne kadar önemi olabilir? Olurmuş. Ayrılık vakti gelince anladım. “Bu kadar duygusal olmaya ne gerek vardı şimdi?” diyenler için bolca devrik cümle ile anlatayım.