İçeriğe geç

Deniz

Hava nasıl sıcak! Bir o kadar da bunaltıcı! Fakat kulağında takılı beyaz kulaklıklardan bir adamın güçlü sesi çınlıyor: “Gece ve kar pencerelerde. / Bir şarkı söylüyorlar içerde!” Denizden gelen bir esinti adamın göğüs kıllarını oynatıyor. Şarkıda bahsi geçen kar, denizden gelen esintiyle birleşince tüyleri ürperdi adamın. Gözleri sıkıca kapalı. Kulaklıktan ses gelmese uyuyor sanırsın. Başının üstündeki çamın kokusu iniyor buram buram… Sakallarını kaşıyor delice. Yanındaki güneş gözlüklü kadın gazete okumakta. Saat kaç oldu acaba? Bir mi yoksa bir buçuk mu? Kulaklığındaki müzik kesilince dalga sesleri geliyor kulağına. Her şey ne güzel. Deniz, güneş, uyuklamak, yanındaki güneş gözlüklü gazete okuyan kadın…

Ve yeni şarkı! Bir kadın. “Küçük kadın, bu dünyanın sevgilisi / Küçük adam büyütmemiş henüz kendi içini”. Adam gözünü ışığa alıştırarak yavaşça açıp kadına baktı. Gerçekten de küçük bir kadın bu. Adam, kadının bacaklarına baktı. Tenindeki hafif bronzluğu fark etti. Sonra gözleri kendiliğinden kapandı. Sıcak… Başında ter damlacıkları… Denize girsem mi diye düşündü. Üşendi. Bir ayağını diğer ayağının üstüne koydu. Terini eliyle sildi. Bir anda gölge oldu. Ohh. Kim ki bu? Gözünü açtı yine yavaşça. Gördüğü tek şey kadının küçük kıçıydı. Kadın denize girmek için hazırlanıyordu. Adam kulaklıklarını çıkarttı, müziği durdurdu. Kadın hiçbir şey demeden adamın elinden tutup çekti kaldırdı. Bomboş, ufacık koyda sadece kadın ve adam vardı. Dalga sesi haricinde hiçbir ses işitilmiyordu…

***

Gece karanlığında adam tek başına gökyüzünü izlerken ezan sesi geliyordu uzaklardan. Saat 3 buçuk olmuştu. Elindeki birayı bir dikişte bitirip önündeki laptopın parlak ekranına gözünü alıştırmaya çalıştı. Tatilde olmaktan mutluydu fakat hala çalışıyor olmaktan daha da mutluydu. İşini seviyordu. Her şeyden tamamen uzaklaşarak bir tatil yapma fikri ona tamamen zıttı. Sevgilisine göre bu bir hastalıktı. Sürekli telefonuna gelen maillere bakması kadını deli ediyordu. O ise bunun işinin bir gereği olduğunu ve kadının fazla abarttığını söyleyip duruyordu her seferinde. Beyaz yakalı olmak bunu gerektirirdi çünkü. Tatil dediğin şey reklamlardaki gibi hamakta uyumakla yapılamıyordu artık. İster adına yenidünyanın hayat şartları deyin, ister kadının da dediği gibi “patronların tasmaları azıcık gevşeterek çalışanlarına yaşattığı tatil sanrısı”… Hayat buydu ve adamın yapacak hiçbir şeyi yoktu.

Adam, klavyeyi hararetle takırdatırken bir yandan da dalga seslerini dinliyordu. Sevgilisi ve küçük pansiyondaki diğer tatilcilerin tamamı muhtemelen ikinci rüyalarını görmekle meşgullerdi. Ellerini başının arkasında kavuşturarak gerindi. Vücudu ona artık yatması gerektiğini söylüyordu. Günlük işlerini de bitirmiş olmanın verdiği iç huzurla yatmaya karar verdi. Eşyalarını topladı, siyah çerçeveli okuma gözlüğünü gözünden çıkardı.

Yatağa girerken sevgilisi uyandı ve her zamanki gibi ani bir refleksle saatine atıldı. Saat dörde on vardı. Gözlerini ovuşturarak adama baktı. Adam kadına sarılarak karşılık verdi. İkisi de tamamen çıplaktı. Adam hemen uykuya daldı. Kadın adama uzun bir süre baktı. Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Aşık olduğu adam bu değildi tabii ki! Usulca kalkıp önce tuvalete sonra da balkona gitti. Balkon, kimseciklerin göremeyeceği bir tarafta olduğu için kadın hala çıplaktı. Serin esen rüzgar tenini ürpertse de umurunda değildi. Sigarasını yaktı sandalyeye oturup bacak bacak üstüne attı. Gökyüzünde tek bir bulut yoktu. Ağustos böcekleri, çekirgeler ve dalga sesi… Başka hiç bir ses yoktu. Kadın sigarasını yarıda bırakıp söndürdü. Midesi bulandı. Gözlerini kapatıp bir kaç kez derin nefes aldı. Yarın adamdan ayrılacaktı.

***

Küçük, beyaz plastik kaplar içerisinde bal, tereyağı, reçel… Tatsız, kurumaya yüz tutmuş domates-salatalık ikilisi… Çayla uzaktan yakından alakası olmayan çay rengindeki tatsız sıvı… Haşlanmaktan sarısı toz toz olmuş beyaz yumurta… Velhasıl klasik “tatil yeri kahvaltısı”. Şu anda binlerce kişi aynı şeyleri çok farklı mekanlarda, çok farklı manzaralara karşı yiyor. Pek çoğunun yüzünde kahvaltıyı kaçırmamak için erken kalkmış olmanın mutsuzluğu. Tatil yaparken bile erken kalkmalısınız!

Taze gazete kokusunun ekmekle ve deniz kokusuyla karıştığı anlar… Adam ve kadın çiftlere özel hazırlanmış sadece iki sandalyesi olan küçük masada tatsız tatil yeri kahvaltılarını tüketirken yan masadaki henüz on yaşındaki obez çocuk uykulu gözlerle kadını ağzı açık izliyordu. Adam, kahvaltıdan hemen sonra denize girmek için şortunu giyip öyle çıkmıştı odadan. Kadınsa durgundu bugün. Oysa asıl deniz sever oydu ve hiçbir fırsatı kaçırmazdı. Adam tabağını bitirdikten sonra arkasına yaslandı ve kadına baktı. “Gelmiyor musun şimdi denize” dedi gözlerini kısarak. Masadaki soğuk sudan büyük bir yudum alırken kafasını salladı kadın. Adam masanın üzerindeki araba anahtarını alarak bir hışımla masadan kalktı. Hava dünkü gibi çok sıcak ve bunaltıcıydı. Arabanın klimasını hemen açtı. Gideceği koy buradan 5 kilometre ilerdeydi. Geçen gün kadınla akşamüstü yürüyüşü yaparken tesadüfen keşfetmişlerdi. İki gündür birlikte yürüyerek gidip geliyorlardı. Şimdi yanında kadın olmadığına göre yürümenin de bir anlamı yoktu. Bozuk yoldan aşağı inip arabayı gölgeye park etti. Hızlıca yürüyüp havluyu yere fırlatıp serin denize daldı. Koyda kimsenin olmamasından da yararlanarak nefesinin yettiği kadar “oh be!” diye bağırdı. En son ne zaman oh be dediğini hatırlayamadı.

Tam o sırada odada eşyalarını toplayan kadın biraz hüzünlü, çokça kararlıydı. 3 senelik bir ilişkiyi bitirmenin verdiği hüzün, yerini kıyafetlerinin valizine sığmadığını fark etmesiyle sinire dönüştü. Yanında getirdiği havluları valizden çıkarttı. Şimdi hüzün geri gelebilirdi. Son bir kez odaya baktı arkada iz bırakmamak adına. Ve odadan çıktı. Valizini taksiciye verirken dönüp son kez 4 gündür kaldığı pansiyona baktı. Taksi hava alanına vardığında adam dünkü gibi çam ağacının altında hiçbir şeyden habersiz müzik dinliyordu.

***

Adam bir Ocak günü kar yağarken ve uykudan kanepede gözleri kapanırken o günü hatırladı. Gülümsedi. En iyi senaryo gerçekleşmişti. O günden sonra kadınla bir daha hiç konuşmadı. Kadın için üzülmüştü birkaç hafta… Bir hışımla dolaptaki su dolu şişeyi kafasına dikti ve yine o günkü kadar içten bir oh be çekti…

Tarih:Karalama Defteri

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir