İçeriğe geç

Aylar: Ağustos 2014

Deniz

Hava nasıl sıcak! Bir o kadar da bunaltıcı! Fakat kulağında takılı beyaz kulaklıklardan bir adamın güçlü sesi çınlıyor: “Gece ve kar pencerelerde. / Bir şarkı söylüyorlar içerde!” Denizden gelen bir esinti adamın göğüs kıllarını oynatıyor. Şarkıda bahsi geçen kar, denizden gelen esintiyle birleşince tüyleri ürperdi adamın. Gözleri sıkıca kapalı. Kulaklıktan ses gelmese uyuyor sanırsın. Başının üstündeki çamın kokusu iniyor buram buram… Sakallarını kaşıyor delice. Yanındaki güneş gözlüklü kadın gazete okumakta. Saat kaç oldu acaba? Bir mi yoksa bir buçuk mu? Kulaklığındaki müzik kesilince dalga sesleri geliyor kulağına. Her şey ne güzel. Deniz, güneş, uyuklamak, yanındaki güneş gözlüklü gazete okuyan kadın…

Ve yeni şarkı! Bir kadın. “Küçük kadın, bu dünyanın sevgilisi / Küçük adam büyütmemiş henüz kendi içini”. Adam gözünü ışığa alıştırarak yavaşça açıp kadına baktı. Gerçekten de küçük bir kadın bu. Adam, kadının bacaklarına baktı. Tenindeki hafif bronzluğu fark etti. Sonra gözleri kendiliğinden kapandı. Sıcak… Başında ter damlacıkları… Denize girsem mi diye düşündü. Üşendi. Bir ayağını diğer ayağının üstüne koydu. Terini eliyle sildi. Bir anda gölge oldu. Ohh. Kim ki bu? Gözünü açtı yine yavaşça. Gördüğü tek şey kadının küçük kıçıydı. Kadın denize girmek için hazırlanıyordu. Adam kulaklıklarını çıkarttı, müziği durdurdu. Kadın hiçbir şey demeden adamın elinden tutup çekti kaldırdı. Bomboş, ufacık koyda sadece kadın ve adam vardı. Dalga sesi haricinde hiçbir ses işitilmiyordu…

***

Gece karanlığında adam tek başına gökyüzünü izlerken ezan sesi geliyordu uzaklardan. Saat 3 buçuk olmuştu. Elindeki birayı bir dikişte bitirip önündeki laptopın parlak ekranına gözünü alıştırmaya çalıştı. Tatilde olmaktan mutluydu fakat hala çalışıyor olmaktan daha da mutluydu. İşini seviyordu. Her şeyden tamamen uzaklaşarak bir tatil yapma fikri ona tamamen zıttı. Sevgilisine göre bu bir hastalıktı. Sürekli telefonuna gelen maillere bakması kadını deli ediyordu. O ise bunun işinin bir gereği olduğunu ve kadının fazla abarttığını söyleyip duruyordu her seferinde. Beyaz yakalı olmak bunu gerektirirdi çünkü. Tatil dediğin şey reklamlardaki gibi hamakta uyumakla yapılamıyordu artık. İster adına yenidünyanın hayat şartları deyin, ister kadının da dediği gibi “patronların tasmaları azıcık gevşeterek çalışanlarına yaşattığı tatil sanrısı”… Hayat buydu ve adamın yapacak hiçbir şeyi yoktu.