Halkın gözünden Taksim, 3. köprü ve diğerleri

Son yıllarda normal bir ülkede olsa büyük isyanlar, başkaldırılar çıkması gereken olaylara tanık oluyoruz. Siz ortada büyük isyanlar, başkaldırılar gördünüz mü? Ben de…

Adına ister “iktidar zehirlenmesi” deyin, ister dikta rejiminin ayak sesleri… Bir şeyler oluyor. Bir şeyler dayatılmak isteniyor. Da nerede oluyor? Olanı kim görüyor? Kim farkında? Klasik bir “bu cahil halkla hiçbir şey olmaz!” değil benimkisi, sadece olay yeri tespiti…

Bir buçuk sene önce Uludere’de 35 insan öldü. Olay saatler boyunca gizlendi. Gece yatmaya hazırlanırken Twitter’a göz atmamış olsam benim de olaydan herkes gibi ertesi gün öğlen saatlerinde haberim olacaktı. Önce Ferhan Şensoy stili bir “pardon” geldi. Merak etmeyin üzerine gideceğiz denildi. Üstüne gidildi. Konu mecliste araştırıldı. Görüntüleri izleyenlerin bir kısmı, ölenlerin kaçakçı olduğunun çok belli olduğunu ve bunun açıkça bir katliam olduğunu söyledi. Sonuç? Sıfır.

Reyhanlı’da iki tane bomba patladı. 52 kişi öldü. Suçlu 5 saat içinde açıklandı: hain Esad! Sonra cesur bir askerin ve Redhack’in sayesinde öğrendik ki olay “5 dakkaya oradayım kapıyı aç” demiş ama nasıl olduysa kimse önleyememiş. Sonuç? Sıfır.

Ülkenin beşte birinin yaşadığı bir şehrin, en merkezi yerindeki yeşilin yıkılıp, yerine AVM/Rezidans yapılması planlanan projenin önce uzmanların aldığı kararla iptali, ardından ülkenin başındaki adamın iptali tanımadığını(!) belirterek projeyi ters yönden kimse görmeden geçirmesinden aylar sonra, her ne hikmetse çalışmalar gece saat 3’te başladı.

EkşiSözlük ve Twtitter sayesinde haberdar olanlar apar topar olay yerine gitti. Zar zor çalışmaları durdurdular. Apar topar çadırlar kuruldu, pankartlar hazırlandı, sloganlar atıldı, ünlüler olay yerine akın akın aktı. Ateşli konuşmalar, şenliklerde görmeye alıştığımız manzaralar yaşandı. Sonra dün gece, şarkıda da dediği gibi çevik kuvvet “bir gece ansızın” geldi. Çadırları kuruldukları gibi apar topar kaldırıp, milli silahımız haline gelen biber gazıyla “marjinal”leri dağıttı. Bu olayın sonucu şimdilik belli değil ama ben size söyleyeyim: Sıfır.

Bu arada tam da burada büyük bir parantez açıp, yaşadığım şehir Ankara’da aynen İstanbul’da yapılmak istenen şeyin aylardır Atatürk Orman Çiftliği’nde yapıldığını, yüzlerce ağacın katledilerek; başkan, olmadı yarı başkan, o da olmadı partili Cumhurbaşkanı için hazırlanan devasa bina için yapıldığını ve binanın şimdiden kilometrelerce öteden seçilebilir bir halde olduğunu belirtmek isterim. Sanırım ana akım medya İstanbul’da olduğundan haberleri yok! Kapa parantez.

Hani şu üst paragrafta geçen, ülkenin beşte birinin yaşadığı şehir var ya? Hah işte oraya dünyanın en geniş ve en uzun asma köprüsü olacak olan yapının dün temeli atıldı. Öğrendik ki ismi “ortaklaşa bir kararla” Yavuz Sultan Selim köprüsü olacak. Hani şu zamanında Alevi toplulukları kılıçtan geçiren Sultan Selim. Tepki: sıfır.

Neden?

İstediğiniz nedeni bu duruma oturtabilirsiniz. Eğitimdeki kalitesizlik sonucunda ortaya çıkan imalat hatası bir nesil, diğer toplumsal olaylardan boyunun ölçüsünü almış sindirilmiş bir nesil, 600 küsur yıl boyunca kul olmuş; 90 yıl boyunca da bir türlü gerçek bir halk olmayı başaramamış bir kitlenin genlerine işlemiş boyun eğme duygusu, halkın haber alma hakkını sağlaması gereken medyanın “bütün kalelerinin zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş” olması… Seç beğen al!

Gerçek halkı bir türlü fark edemeyen, hayatı Facebook, Twitter, EkşiSözlük vd. olan bir kitlenin (oradaki gerçek eylemcileri kastetmiyorum) 3 gündür kendi kendine devrim yapılıyor havalarına girmesi, #occupygezi hashtagi altında kendi kendini 2011’deki Yasemin Devrimi’nde yakalanan havanın burada da yakalanacağına inandırması beni Melih Gökçek gülümsemesine gark ediyor.

Şu anda kahvede ikinci okeyi çekip gevrek gevrek gülen İsmail amca için yukardakilerin hiçbiri bir şey ifade etmiyor. Akşam eve gidip (adını söylemekten ve duymaktan artık nefret ettiğim) “ana akım medya”nın kanallarından birini açacak ve haberlerde Suriye’deki olayları izleyip, “şükür ki bizim ülkemizde böyle bir şey yok ya rab!” diyecek, devletin başındaki adamın “merak etmeyin kestiğimizin 10 katını dikeceğiz” sözünü ciddiye alacak. Ve her gün yaptığı gibi günlük dizisini izleyecek.

Yanlış anlaşılmasın. Halkı suçlayıp “sizin yüzünüzden bu hallerdeyiz” diyenlerden değilim. Ben sadece durum tespiti yapıyorum! Ne bir suçlama, ne bir halka yukardan bakma… Sadece tespit.

Biraz gerçekçi olalım. Toplumumuzda kaç kişinin dünyadaki parkların nasıl korunduğundan, tarihi yapılara nasıl sahip çıkıldığından, büyük bir şehre simge bir yapı yapılacağı zaman yapının ismini bir kaç kişinin mutabakatıyla değil; o şehirde yaşayan insanların mutabakatıyla karar verildiğinden haberi var? Kaç kişi Yavuz Sultan Selim’in icraatlarından haberdar? Kaç kişi yeniden yapılmak istenen Topçu Kışlası’nda çıkan ve tarihe “31 Mart olayı” olarak geçmiş olayın ne olduğunu biliyor?

Halkın ve doğal olarak %50 oyla seçilmiş iktidarın gözünde marjinal bir grubuz. Her şeye itiraz etmeye hazır, her olaya “megafon tepkisi”ni vermeye hazır, istemezükçü, halkın iradesini yok sayan, mızıkçı, fazla tepki gösteren, her şeyin altında buzağı arayan, çoğu zaman ayyaş, bir elinde puro diğerinde viski bardağı boğazın serin sularını izleyen bir kitleyiz.

Ne olacak?

Yazıyı buraya kadar okuyup umutsuz olduğumu, hatta durumu fazla abarttığımı düşünebilirsiniz. Belki de öyledir bilmiyorum. Ama hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Süremez! Sanırım ya Mustafa Balbay’ın ya da Tuncay Özkan’ın sözüdür: “En karanlık zaman, şafaktan biraz öncesidir!”. Belki çok geç olacak, iş işten geçmiş olacak ama bir gün olacak. Ama şimdi değil!

Bülent Ortaçgil üstadın da dediği gibi “bu iş çok zor yonca!”

Bunu okuyan bunları da okur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir